Kredi derecelendirme kuruluşu nasıl çalışır?

Notlarıyla yabancı yatırımcılara yol gösteren uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarına mercek tuttuk.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarına sert eleştiriler yönelten Türkiye, yerli kredi derecelendirme kuruluşunu açma arifesinde. Bu vesileyle, maddi olarak yükümlülük sahibi olmasalar da notlarıyla yabancı yatırımcılara yol gösteren bu şirketlere mercek tuttuk.

Hemen herkes kötü huyları yüzüne vurulduğunda rahatsız olur. Bu yorumun bir de milyarlarca dolarlık yatırımın en kilit noktasında yapıldığını düşünün. İşte kredi derecelendirme kuruluşları tam olarak bunu yapıyor ve tarihte hep “notu kıt hoca” olarak anılıyor. Bir ülke, kurum ya da kişilerin ekonomik yükümlülüklerini yerine getirme kapasitelerini ölçen kredi derecelendirme kuruluşları her dönemde eleştirildi. Bu kuruluşlar maddi olarak bir yükümlülük sahibi olmasalar da notlarıyla kurumlara kefil olarak yatırımcılara yol gösteriyorlar.
“Sıfırcı hoca”lardan memnun olmayan Türkiye bu yıl kendi kredi derecelendirme kuruluşunu açmak için çalışıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Gerekirse kendi kredi derecelendirme şirketimizi kurarız” sözünden sonra Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Mehmet Ali Akben de ulusal not şirketimizin bu yıl açılacağını söyledi.
Peki, tüm dünyaya not veren bu şirketler nasıl çalışıyor ve neleri dikkate alıyorlar? Gelin, önce bu sorunun cevabına bir bakalım.

Tüccar ajansı olarak başladılar
Hikâye, 1841 yılında ABD’de doğudan batıya giden malların kaydının tutulması ve sonrasında bunun bir ‘tüccarlar ajansı’na dönüşmesiyle başladı.
İlk kredi değerleme şirketi Louis Lewis Tappan tarafından 1841’de kurulurken, onu 1850’li yıllarda Cincinnati’de avukatlık yapan John Bradstreet’in kurduğu şirket izledi. Söz konusu iki şirket, ABD’de Büyük Buhran’a kadar ayrı ayrı faaliyet gösterirken, sonrasında “Dun & Bradstreet” adı altında birleşti.
Dünyada ilk olarak 1841’de ticari hayatta başlayan kredi değerliliği, yarım yüzyıl sonra, 20’nci yüzyılın başında finansal alana sıçradı. Bugün bildiğimiz anlamıyla kredi derecelendirme kuruluşları da o günlerden bu zamana geldi.

1900’lerden bugüne…
1900 yılında ABD’de halktan borçlanan belediyeler borçlarını ödeyemez hale gelmişti. O noktada, bugünün meşhur kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s’in kurucusu John Moody geliştirdiği reyting sistemiyle belediyeleri “en iyi ödeme olasılığına sahip olandan en kötü”ye sıraladı.
Bugün alışkın olduğumuz ekonomik terimler o günlerde somutlaşmaya başlamıştı.
John Moody, yatırımcıların tercihlerini yönlendirmek amacıyla “Moody’s Manual of Industrial and Corporation Securities” (Moody’s’in Endüstri ve Şirket Menkul Kıymetleri) başlıklı el kitabında borçları üç harf kullanarak derecelendirmiş ve en yüksek kalitedeki borca “A”, orta kaliteye “B”, en düşük kalitedeki borca “C” derecelerini vermişti.
Günümüzde halen birçok kredi derecelendirme kuruluşu olmasına rağmen Moody’s, Standard & Poor’s ve Fitch Ratings sektörün en önemli oyuncuları. S&P ve Moody’s bu sistemin kurucuları olarak biliniyor. S&P’nin kuruluşu 1860’a kadar uzanıyor. 1909 yılında kurulan Moody’s de New York merkezli. 1914’te kurulan Fitch Ratings’in biri New York, diğeri Londra’da olmak üzere iki merkezi var.
Dünyada kredi değerlendirmesinin bu üç şirketin hâkimiyetinde olması finans sektöründe sert eleştirilere neden oluyor. Bu üç büyük kredi derecelendirme kuruluşunun piyasaları ve ülkeleri olumlu ya da olumsuz etkileyebilme gücüne sahip oldukları, ancak sahip oldukları gücün yeterli şekilde denetlenememesi ve çoğu zaman sorumlu tutulamamaları eleştiri konusu.

3 harfle ticareti değiştirdiler
1914 yılında şirketlerin performanslarını yayımlayan bir şirket olarak kurulan Fitch, 1924’te şu anda kullanılan üç harfli derecelendirme çizelgesini piyasaya sundu. Bu çizelgeye göre de şirketlere Moody’s’de olduğu gibi A, B ve C harfleriyle not veriliyordu.
Derecelendirmeler ilk kez, 1931 yılında Wall Street’in çöküşünün ardından düzenleyici amaçlarla kullanıldı.
Kredi derecelendirme kuruluşları 2001 ve 2008 finans ve mortgage krizlerinde zorlu bir sınavdan geçti. Zira verdikleri iyi notlara rağmen batan şirketler, bu kuruluşların tüm dünyadaki itibarlarını kötü yönde etkiledi.
Türkiye’nin not macerası 1991’de başladı
Türkiye’nin bu kuruluşlarla imtihanı 1990’lara girerken başladı. Zira 1989 yılından sonra sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi ile Türkiye’ye yabancı sermaye girişi hız kazandı. Türkiye’nin kredi notu süreci de böylece 1991 yılında başladı.
Yıllar içinde Türkiye ve kredi derecelendirme kuruluşları arasında sürekli bir not çekişmesi yaşandı. Moody’s’in adı “sıfırcı hoca”ya çıkmıştı. Türkiye özellikle 2012 yılından itibaren kredi derecelendirme kuruluşlarına daha mesafeli bakmaya başladı. “Yerli ve milli bir kredi derecelendirme kuruluşu kurulabileceği” ihtimali o günlerden bu yana dile getiriliyordu. Ancak bu ihtimal hiç bu yılki kadar ciddi olmamıştı.

Neye not veriyorlar?
Bir ülkenin kredi notu o ülkedeki yatırım ortamını ve riski anlatıyor. Derecelendirme raporları özellikle de o ülkede yatırım yapmayı düşünen yabancı yatırımcılar tarafından dikkate alınıyor.
Bu analiz, derecelendirmesi yapılacak ülkenin ekonomik ve siyasi performansının geçmişine, mevcut durumuna ve potansiyeline bakılarak yapılıyor.
Kullandıkları kriterler ise şöyle: Ülke ekonomisinin esnekliği, büyüme potansiyeli ve ekonomik istikrarı, ülke liderlerinin durumu, dış politika gelişmeleri, siyasi gündemdeki riskler, Merkez Bankası’nın bağımsızlık derecesi.

Görünüm nedir?
Uluslararası sistemde en etkili olan bu üç kuruluşun kredi derecelendirmeleri “kredi notu” ve “görünüm” olarak ifade ediliyor. Az önce kısaca değindiğimiz gibi, derecelendirme kuruluşları görüşlerinin daha kolay anlaşılabilmesi için kredi notunu harflendirme sistemi (A, B ve C) ile veriyor.
Kredi notu verildikten sonra ise söz konusu kuruluşlar periyodik olarak düzenledikleri raporlarla ülke ekonomisi hakkındaki görüşlerini açıklıyorlar. Bu raporlar ülkelerin kısa dönem makroekonomik durumuna ilişkin “görünüm”leri ifade ediyor. Görünümler, 1-2 yıl içinde kredi notunun olası değişme yönünü belirtiyor. Bu görünümler, “pozitif”, “durağan”, “negatif”, “gelişen” şeklinde oluyor ve notun yanına parantez içinde yazılıyor.

BBB’den aşağısına yatırım yok
Bu noktada kredi notları, söz konusu ülkeye yatırım yapacak sermaye için baraj niteliği taşıması bakımından önemli. Bazı yabancı fonlar bir ülkeye yatırım yapacakları zaman kendi iç işleyişleri gereği o ülkenin kredi notunu dikkate alıyorlar.
Bu iç işleyişe göre bir ülkeye yatırım yapılabilmesi için kredi notunun –genellikle- en az BBB-/Baa3 (“yatırım yapılabilir” seviye) olması gerekiyor.

Kendimize not verebilir miyiz?
Bugün üç büyük kredi derecelendirme şirketi bağımsız olsalar da tümünün de ABD merkezli olması dikkat çekiyor. Bu durum, bu şirketlerin tamamen bağımsız olup olmadıkları tartışmasını da beraberinde getiriyor.
Öte yandan uzmanlar bir ülkenin kendi şirketini kurup kendine not vermesini de çok mümkün bulmuyor. Zira tarafsızlığını kaybedecek olan bir şirketin, not verse bile ne derecede dikkate alınacağı bir soru işareti yaratıyor. Çin 15 yıl önce bunu denese de şirket uluslararası düzeye gelemedi. Ancak aksi yönde görüşler de yok değil.

Anlaşma olmasa da not veriyor
Kredi derecelendirme hizmetini ülkeler kendileri için alabildiği gibi, almasalar da yatırımcılar ülkeye gelmeden önce analiz isteyebiliyor. Söz konusu ülkenin anlaşmasını iptal etmesi de durumu değiştirmiyor. 2014 yılında Türkiye’nin “anlaşmayı iptal ederiz” tehdidi üzerine değerlendirme yapan Standard & Poor’s Global Operasyonlar ve Analizlerden Sorumlu Başkanı Paul Coughlin, “Fransa reyting anlaşmasından 2000 yılında geri çekildi. Fransa’yı halen derecelendirmeye devam ediyoruz” demişti. Türkiye daha önce, 2012 yılı sonunda da Standard & Poor’s ile anlaşmasını iptal etmiş, buna rağmen şirket kendi müşterileri için Türkiye analizlerine devam etmişti. Ülke notları konusunda şikâyetçi olan tek ülke Türkiye değil. Rusya da geçtiğimiz yıllarda kredi derecelendirme kuruluşlarının ABD’nin, Rusya’ya karşı açtığı ekonomik savaşta taraf olduğunu söylemişti. Hatta kredi derecelendirme kuruluşlarının bağımsız notlarının ABD’nin açıklamalarıyla senkronize olduğu söylenmişti.

Denetlenmiyor, yöntemlerini açıklamıyorlar
Dünyada özellikle 2008 ekonomik krizi ve 2011 Avrupa borç krizi ile birlikte kredi derecelendirme kuruluşlarına yönelik eleştiriler arttı. 2008 öncesinde çok yüksek kredi notlarına sahip kurumların bir gecede notları düşürüldü. Bu durum piyasalarda panik ortamını tetikledi ve krizin derinleşmesine sebep oldu. 2011’de ise yüksek kredi notu olan bankalar battı. Bu iki sorunda kredi derecelendirme kuruluşları da sebep gösteriliyor. Birçok ekonomist bu kurumları piyasa algısını bozmakla suçluyor. Şirket ve ülkeleri ölçen büyük kurumların denetlenmemesi ve sorumlu tutulmaması da sorunlardan biri. Kullanılan yöntem de eleştiriliyor, çünkü hangi faktörlerin değerlendirmede öncelikli olduğunu paylaşmıyorlar.

İşte son karnemiz
Moody’s: Mart ayı başında Türkiye’nin kredi notunu Ba1’den Ba2’ye düşürdü ve not görünümünü negatiften durağana çevirdi.
S&P: Şubat ayı sonunda Türkiye’nin kredi notunu BB seviyesinde teyit ederken görünümü negatif olarak açıkladı.
Fitch: Ocak ayı sonunda Türkiye’nin kredi notunu BB+ seviyesinde teyit etti ve not görünümünü durağan olarak açıkladı.

Şakir Turan / Odeabank Ekonomik Araştırma ve Stratejik Planlama Müdürü
Kabul görmek için zamana ihtiyaç var
Türkiye’nin kendi kredi derecelendirme kuruluşunu kurması pekâlâ mümkün. Bu alandaki insan gücü ve teknolojik seviyenin yeterli olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca kredi derecelendirme konusunda, geleneksel yaklaşımların dışında farklı bir bakış açısı da getirebilir. Ancak bu kuruluşun dünyada kabul görebilmesi aynı ölçüde kolay ve kısa sürede mümkün olmayabilir. Kredi derecelendirme kuruluşunun yaptığı değerlendirmeleri dikkate alacak ve buna göre yatırım kararı verecek etkili finans kurumlarının olması gerekiyor. Bununla birlikte, bu kuruluşun değerlendirmelerinin kredibilite kazanması için de çeşitli finansal ve ekonomik stres dönemlerinin yaşanması gerekiyor. Diğer bir ifadeyle, kredi derecelendirme kuruluşunun rüştünü ispat etmesi için zamana ihtiyaç var. Bu nedenle kurulacak bir kredi derecelendirme kuruluşunun dünyada kabul görmesi ve yatırımları etkilemesinin uzun bir süreye ihtiyaç duyabileceğini düşünüyoruz.