Güven, ama denetle!

Son dönemde iş kazası haberlerinin arkası kesilmiyor. Türkiye’deki iş kazalarının en az yüzde 6.3’ü tekstil sektöründe yaşanıyor. Uzmanlara göre, altın kural denetim!

Almanların “güven, ama denetle” sözünü hatırlatan İş Sağlığı Bilim Uzmanı Mustafa Taşyürek ile mevcut tablonun analizini yaptık ve yapılabilecekleri konuştuk.

İstanbul Güngören’de tekstil örme atölyesinde çalışan bir kişi, başını iş makinesine çarparak hayatını kaybetti… Samsun Bafra’da bir iş kazasında tekstil işçisi elini makineye kaptırdı… Tekirdağ Çerkezköy’de bir tekstil fabrikasındaki patlamada 2’si ağır 9 kişi yaralandı… Türkiye’de sürekli şahit olduğumuz onlarca iş kazası haberinden sadece birkaç örnek… Birçoğundan haberdar olmasak bile Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) 2016 yılı iş kazası ve meslek hastalıkları istatistiklerine göre, iş kazası geçirenlerin sayısı 286 binin üzerinde. 2016’da bu kazalar sonucu bin 405 çalışan yaşamını yitirdi. Her yıl meydana gelen bu kazaların ülkeye maliyeti ise 40 milyar TL’yi buluyor.
Türkiye’de, Avrupa Birliği’nde iş kazalarının en az yaşandığı İngiltere’den 10 kat fazla iş kazası meydana geliyor. Emek yoğun bir sektör olan tekstil de bu tablonun önemli aktörleri arasında. Zira, Türkiye’deki iş kazalarının en az yüzde 6.3’ü tekstil sektöründe yaşanıyor. 2016 yılında tekstil ürünleri, giyim eşyaları, deri ve ilgili ürünlerin imalatında toplam 18 bin 107 iş kazası yaşandı. Bu kazalar sonucu geçici iş görmezlik süresi olarak kayda geçirilen gün sayısı toplam 188 bin 133 güne ulaştı.

Kazalar neden oluyor?
Türkiye’de 2016 yılında iş kazalarının yüzde 8.9’u 1-9 çalışanın, yüzde 30.5’i de 1-49 çalışanın olduğu işyerlerinde meydana geldi. Ölümle sonuçlanan kazaların yüzde 24.6’sının 1-9, yüzde 60.9’u ise 1-49 çalışanın olduğu işyerlerinde yaşandığı görülüyor. Peki, neden?
İş Sağlığı Bilim Uzmanı Mustafa Taşyürek, küçük işyerlerinde daha çok iş kazası ve ciddi olaylar meydana geldiğini söylüyor. İş kazalarının; elektrik sorunları, patlama, yangın nedeniyle normalden sapma gibi sıralanabilecek onlarca sebebi var. Taşyürek’e göre bunlar, işyeri bazlı temel (kök) nedenlerin altında yatan unsurlar. Ciddi bir iş kazasının temel nedenleri ise genellikle risk değerlendirme teknikleri konusunda yeterli bilginin olmaması, güvenlik kültürünün riskli çalışma yöntemlerini kabul etmesi, iş planlama teknikleri ya da süreçlerinin yetersizliği, yönetim kademesinin her kademedeki yönetici/ustabaşından genel müdüre kadar iş güvenliği performansında sorumluluk almaması olarak sıralanıyor. Taşyürek bunlara ayrıca; yetersiz iş güvenliği politikaları veya bu politikaların uygulanması gibi sistemik problemlerin de ilave edilebileceğini söylüyor.

Denetim eksikliği sorunu
İş kazalarının arkasındaki önemli sebeplerden biri de mevzuat değişikliği… Tekstil gibi sanayiden sayılan işlerde, 10 ve daha fazla kişinin çalıştığı işyerlerinin yakın geçmişte İşyeri Kurma İzni ve İşletme Belgesi Alınması Hakkında Yönetmelik (17.12.2004, 25673 s.RG) gereği önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan kurma izni, sonrasında da işletme belgesi alması gerekiyordu. Ancak Mayıs 2008’de İş Kanunu’nda yapılan değişiklikle önce kurma izni kaldırıldı. Aralık 2009’da ise Resmi Gazete’de yayımlanan İşletme Belgesi Hakkında Yönetmelik ile sadece sanayiden sayılan işlerin yapıldığı, 50 veya daha fazla işçi istihdam edilen işyerlerinin işletme belgesi alma zorunluluğu getirildi. Şubat 2013’te de İşletme Belgesi Hakkında Yönetmelik de yürürlükten kaldırıldı. Böylece işyerlerinin kurma izni ve işletme belgesi alma zorunluluğu kalkmış oldu.
Mustafa Taşyürek’e göre, kurma izni ve işletme belgesi alınmasında karşılaşılan zorlukların ve gecikmelerin önüne geçmek için çözümler üretileceği yerde, işverenlerin yükünü azaltmak amacıyla tamamen ortadan kaldırılması bu gibi kazalara davetiye çıkarıyor. Zira bugün birçok işyeri, devlet adına iş sağlığı ve güvenliği açısından iş müfettişlerince denetlenmeden kurularak faaliyet gösterebiliyor.

Müfettiş sayısı kaç olmalı?
Bu noktada en kritik sorulardan biri şu: Türkiye’de yeterli sayıda iş müfettişi var mı? İş kazaları ve meslek hastalıklarını önleyebilmek için iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının işyerlerinde uygulanıp uygulanmadığı denetlenebiliyor mu?
Adnan Karabulut ve Doç. Dr. Mehmet Baran’ın Türkiye’de iş güvenliği denetimi ile ilgili araştırmasına göre, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), sanayileşmiş ülkelerde 10 bin çalışan, sanayileşmekte olan ülkelerde 15 bin çalışan, geçiş ekonomilerinde 20 bin çalışan ve az gelişmiş ülkelerde ise 40 bin çalışan başına en az bir iş müfettişi öneriyor. Gelişmiş sanayi ülkelerinde bir iş müfettişine düşen ücretli çalışan sayısına bakıldığında, örneğin Almanya’da 10 bin, İspanya’da ise 12 bin olduğu görülüyor. Türkiye’de ise Aralık 2017 itibarıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı’nda iş sağlığı ve güvenliği denetimi yapan bin 21 iş müfettişi görev yapıyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, 2017 Ağustos sonu itibarıyla Türkiye’de -yaklaşık 10 milyon kayıt dışı çalışan da dahil- 32.2 milyon çalışan bulunuyor. Kısacası, bir iş müfettişine yaklaşık 31 bin çalışan düşüyor. Mustafa Taşyürek, bu rakamların denetim açısından Türkiye’nin ILO verilerine göre gelişmiş değil, az gelişmiş ülke seviyesine yakın bir konumda olduğunu gösterdiğine dikkat çekiyor.

Ne yapılmalı?
Uzmanlara göre, iş kazalarını önlemenin en önemli yolu denetim. Almanların “güven ama denetle” özdeyişini hatırlatan Taşyürek, güvenli bir çalışma ortamının sağlanması için işyerlerinin düzenli olarak iç ve dış denetimlerinin yapılması gerektiğine dikkat çekiyor. Bu denetimler, işyerindeki tehlikelerin belirlenmesini ve sağlık, güvenlik ve çevresel zarar riskini en aza indirmeyi amaçlıyor.
Çalışma sahasının denetimleri, alanın risk seviyesine göre ve çalışma uygulamalarına göre belirleniyor. Tehlikeli maddeler/ tehlikeli madde depolama alanları, bakım atölyeleri dahil atölye çalışmaları, mutfak ve yemek hazırlama alanları, şantiyeler, imalathaneler risk seviyesi yüksek yerler oldukları için firmaların kendi iç denetimcileri tarafından aylık olarak denetlenmeleri gerekiyor. Orta seviyede riskli alanlar olan depoların da üç ayda bir denetlenmesi gerekiyor. Yönetim yerlerinin ise düşük riskli alanlar olduğu için altı ayda bir denetlenmesi yeterli oluyor.
Bir tehlike veya bir uygunsuzluk tespit edildiğinde düzeltici önlemler alınması gerektiğini söyleyen Taşyürek, “Öncelik, tehlike oluşturan risk seviyesine göre belirlenmeli” diyor.

Kazayı azaltan işverene prim
Son dönemde iş kazalarının azaltılmasına yönelik yeni gelişmeler de söz konusu. Maden, inşaat, gemi ve tekstil gibi tehlikeli sektörlerde, üç yıl içinde ölüm ya da sakatlıkla sonuçlanan kaza olmaması durumunda, işverenin prim yükünün yarısını devletin karşılayacağı bir prim sistemine geçiliyor. Teşvikten yararlanmak için taleplerin Nisan 2018’den itibaren alınması, prim desteğinin de 2019’da başlaması planlanıyor.
10 ve daha az çalışanı olan tehlikeli ve çok tehlikeli işyerlerine sağlanacak teşvik kapsamında işverenin ödediği kısa vadeli sigorta priminin yüzde 70’ini devlet ödeyecek. Çok tehlikeli işyerlerinde bu destek yüzde 80’e kadar çıkacak.
Devlet, bu tedbirle işvereni daha güvenli bir iş ortamını hayata geçirmeye teşvik etmeyi amaçlıyor.

3 Etkin kontrol sistemi
Mühendislik kontrolleri: İşin başında yapı, bina ve ekipmanın güvenli tasarımı, makinelerin uygun yerlere yerleştirilmesi ve kontrollerinin periyodik yapılması, makine koruyucularının Makine Emniyet Yönetmeliği’ne uygun yapılması.
İdari kontroller: Risk değerlendirmelerinin yetkin kişilerce yapılması, gerekli kişisel koruyucu donanımların tanımlanması, işyerine ve yapılan işe özgü iş güvenliği prosedürlerinin oluşturulması ve bu konuda çalışanların bilgilendirilmesi, malzeme ve ekipmanların uygun depolanması, tehlikeli bölgelere kontrollü erişimin sağlanması, tehlikeli işlemler için yetkilendirme koşullarının belirlenmesi ve iş izin sisteminin oluşturularak uygulanması.
Eğitim kontrolleri: Çalışanların tehlikeleri nasıl tanıyacağı, raporlayacağı, kaçınacağı ve kontrol edeceği, ekipmanları, el aletlerini ve kimyasalları nasıl güvenli kullanacağı, kişisel koruyucu donanımları nasıl seçeceği, kullanacağı, bakımını nasıl yapacağı ve muhafaza edeceği (depolayacağı).

Kazaları anlamak için 5 kritik soru
Görev: İşyerinin çalışma prosedürü göz önüne alınmalı. Uygun prosedürler takip edildi mi? Normal prosedür herhangi bir nedenle güvensiz miydi? Uygun kişisel koruyucu donanım (KKD) ve aletleri kullanıldı mı?
Malzeme: İlgili makineleri, kimyasalları ve diğer teçhizatı göz önünde bulundurulmalı. Bir şey başarısız mıydı? İşçiler için tehlikeler tespit edildi mi?
Çevre: Çevre koşulları dikkate alınmalı. Aydınlatma veya gürültü bir problem miydi? Hava olağandışı mıydı?
Personel: Çalışanlar dikkate alınmalı ve haklarında soru sorulmalı. Düzgün bir şekilde eğitildiler mi? Stresli miydi, yoksa hasta mıydı?
Yönetim: İş güvenliği yönetim sisteminde işyeri üst yönetiminin önemli rol oynayıp oynamadığı hesaba katılmalı. Örneğin, denetçiler talimatları açıkça mı bildirdiler? Makineyi düzenli olarak muayene ettiler mi?

Yabancı şirketler denetim yapiyor
Dünyanın önemli tedarikçilerinden biri konumunda olmak, Türkiye’deki tekstil üreticisini, iş sağlığı ve güvenliği konusunda daha dikkatli olmaya itiyor. Zira global şirketler bu konuda çok hassas davranıyor. Zara, Massimo Dutti, Pull&Bear gibi markaları bünyesinde bulunduran Inditex Grubu, Türkiye’den alım yapan global şirketlerden biri. Türkiye de bu grubun en iyi ilk üç üreticisi arasında yer alıyor.  Grup, Türkiye’de 180’in üzerinde ana tedarikçi, 750 civarında yan tedarikçi ve diğer süreçler dahil 650’ye yakın firma ile çalışıyor. Bin 400 civarında fabrikada Inditex için üretim yapılıyor. 2011’de fabrikalarda 2 bin 379 denetim yapan grup, 2015’te bunu 10 bin 977’ye çıkardı. Her yıl bu oran artıyor. Grup dünya genelinde yılda 10 binden, Türkiye’de binden fazla denetim yapıyor. Global şirketlerle çalışmak isteyen üreticiler bu standartlara uymak durumunda.