Döngüsel ekonomi Türk tekstil sektörüne nasıl yansıyabilir?

Artık giysiler raflara haftalık dönemlerle çıkmaya başladı, fiyatlar düştü, kıyafetlerin kullanım ömrü kısaldı. Büyüyen ticari hacim de tekstil sektörünü dünyayı kirleten ikinci büyük sektör haline getirdi.

Tüm bunlar, çevreye duyarlı tüketici kitlesinin öncülük ettiği ve Avrupa’da oranı yüzde 50’lere yaklaşan yeşil pazarı ortaya çıkardı. Türkiye, bu sürece uyum sağlayabilecek kapasiteye sahip, ama hızlı bir şekilde  doğru adımların atılması gerekiyor. Tekstil geri kazanımı ile Türkiye önemli bir ihracat alanı da yakalayabilir.

İnsanın yeryüzünde ilk görülmeye başladığı anlarda başlayan “çevrenin dönüşümü”, günümüzde ekonomileri, ülkeleri ve nihayetinde tüm canlıları etkileyen bir boyuta ulaşmış durumda. Son yıllarda küresel ısınma ve bununla bağlantılı olarak iklim değişikliği, ozon tabakasının incelmesi, asit yağmurları gibi kavramlar sıklıkla duyduğumuz ifadeler haline geldi. Bu konuların yalnızca çevre ile ilgili olmadığı, “düşük karbon ekonomisi”, “sürdürülebilir üretim” ve son olarak da “döngüsel ekonomi” kavramları gündemimize girdiğinde anlaşıldı ve görüldü ki konu aslında tam olarak sanayi üretiminin/ekonominin kalbinde yer alıyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (Türkiye’nin bu kapsamda 2021-30 yılları arasında sera gazı emisyonlarını yüzde 21 azaltma beyanı bulunuyor), Kyoto Protokolü, Montreal Protokolü gibi küresel ölçekteki anlaşmalar, özellikle küresel ısınma kapsamında alınan önlemler, dünyadaki diğer ekonomiler gibi Türkiye ekonomisinde de önemli değişikliklere yol açıyor.  
Bu kapsamda, 2010-23 yıllarını kapsayan Türkiye İklim Değişikliği Stratejisi’nde “Temiz üretim teknolojilerinin, iklim dostu ve yenilikçi teknolojilerin tercih edilmesini sağlamak üzere özendirici mekanizmaların devreye sokulacağı; denetim ve yaptırım mekanizmalarının etkin bir şekilde uygulanmasının sağlanacağı” belirtiliyor. 2015-18 yıllarını kapsayan Türkiye Sanayi Stratejisi’nde ise “Türk sanayisinin çevreye ve topluma duyarlı bir sanayi yapısına dönüşümünü hızlandırmak” ifadesi yer alıyor. Daha özele indirgendiğinde Türkiye Tekstil, Hazır Giyim ve Deri Ürünleri Sektörleri Strateji Belgesi ve Eylem Planı’nda da temiz üretime atıf yapılan ifadeleri görmekteyiz.

Çevre hassasiyeti tüketiciye de yansıyor
Tekstil açısından önemli olan bir diğer konu da çevre ile ilgili konuların müşteri talepleri ve eğilimlerine yansıması.
Tekstil sektörü son 15 yılda önemli bir değişim gösterdi. 1995-2004 yılları arasında kotaların aşamalı olarak kaldırılması, Çin’in 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olması, bunlarla bağlantılı olarak küresel değer zincirlerinin ve küresel üretim ağlarının çoğalması, tekstil ticaretini ve üretimini önemli ölçüde etkiledi. 2004 yılında 56.6 milyon ton olan lif tüketimi çok önemli bir yükselişle, 2016 yılında 99 milyon tona çıktı.
Günümüzde giysiler raflara haftalık dönemlerle çıkmaya başladı, fiyatlar düştü, giysilerin kullanım ömrü kısaldı, kişi başı tüketim arttı ve büyüyen ticari hacim aynı zamanda tekstil sektörünü dünyayı kirleten ikinci büyük sektör haline getirdi. Sonuç olarak tekstil sektöründe son yıllarda, enerji verimliliği, atık minimizasyonu, yenilenebilir hammadde kaynaklarının kullanımı, zehirli kimyasalların sıfır deşarjı, karbon/su ayakizi gibi konular en önemli gündem maddeleri arasına girdi.  Küresel zincirlerin dünya tekstil ticaretinde aldığı önemli rol, Türkiye gibi bu firmaların tedarik ağı içerisinde yer alan ülkelere de çevresel hassasiyetler kapsamında yeni sorumluluklar yükledi.
Malzemelerin, ürünlerin ve kaynakların mümkün olduğunca uzun süre ekonomide kalmasını ve atık minimizasyonunu hedefleyen döngüsel ekonomi, tekstilin sürüklenmeye başladığı yüksek üretim/yüksek çevresel yük çıkmazı için en önemli çıkış noktalarından biri olabilir.
Avrupa Birliği döngüsel ekonomiyi Avrupa’nın ekonomisini dönüştürmek ve rekabet gücünü artırmak için bir fırsat olarak görüyor (1). Türkiye’nin de mevcut pazarlardaki yerini koruması ve yeni pazarlardan pay alabilmesi için mevcut potansiyelini kullanarak bu durumu fırsata çevirmesi gerekiyor.

İkinci el atıkların durumu
Tekstilde son yıllarda yükselen üretim hacminin bir diğer önemli sonucu da yüksek oranda üretim ve kullanılmış/ikinci el atığın ortaya çıkması. Lüks moda eğilimlerini taklit eden düşük maliyetli ürünleri tanımlayan “fast fashion”, yüksek miktarda kullanılmış tekstil atığı ile birlikte Bangladeş gibi ülkelerdeki işçilerin çalışma şartları nedeniyle, etik problemlerle de gündeme geliyor. Çin’de her yıl 26 milyon ton civarında tekstil üretim ve kullanılmış ürün atığı ortaya çıktığı belirtiliyor (2). ABD’de 2003-13 yılları arasında tekstil atığı artış oranı yüzde 43 (3).
Tekstiller, Avrupa’da evsel atıklar içinde de en hızlı büyüyen grup (4). Dünyada tekstil atıklarının çöplüklerde kapladığı alan, tüm atıkların yaklaşık yüzde 5’ini oluşturuyor. Almanya ve Fransa gibi ülkelerde çöplüklerin kapanması veya kapanmak üzere olması ve yüksek çöplük alan maliyetleri de artan tekstil atıkları için diğer problemli konular. Yakma, tekstil atıklarının bertarafı için en yaygın olarak kullanılan yöntem. Yenilenemeyen kaynaklardan elde edilen ürünlerin geri kazanılmak yerine yakılmasından kaynaklanan ekonomik kayıplar bir yana, yakma maliyetleri Avrupa’da giderek artıyor. Örneğin, Hollanda’da yakma maliyetleri son yıllarda yüzde 40 oranında arttı. Belçika 150 Euro/ton ile en pahalı yakma işlemini gerçekleştiren ülke (4).

Türkiye atıkları fırsata çevirebilir
Bu atıklar için en önemli çözüm yolu geri kazanım. “Fast fashion”ın önemli sonuçlarından olan kullanılmış giysi atıkları, önemli bir tekstil geri kazanım tecrübesi ve altyapısına sahip olan Türkiye için bir avantaja dönüştürülebilir. Tekstilde önemli bir üretici olan Türkiye, aynı zamanda tekstilde önemli bir geri kazanım merkezi (5). Yalnızca Uşak ilinde 200 civarında geri kazanım işletmesi bulunuyor.
Özellikle sürdürülebilir üretim kapsamında geri kazanılmış hammadde kullanımına olan ihtiyaç iyi değerlendirilebilirse, Türkiye önemli bir ihracat alanı da yakalayabilecektir. Buradaki en önemli konu, teleflerin katma değeri yüksek ürünlere çevrilebilmesi.
Open-end iplik üretimi üzerine kurulu olan Türkiye’deki geri kazanım sektörünün ürünlerini çeşitlendirmesi, kalitesini iyileştirmesi ve dış pazarları iyi takip etmesi gerekiyor. Kaliteli ürün üretildiğinde, bu sektörün “orijinal hammadde fiyatlarındaki artış/düşüş”e bağlı bir seyir izlemesi de gerekmeyecek.

Yeşil pazar
Bilindiği gibi, çevresel konulara duyarlı tüketici kitlesinin öncülük ettiği yeşil pazar özellikle Avrupa ülkelerinde yüzde 50’lere yaklaşan bir oran oluşturmaya başladı. Avrupa Birliği Komisyonu’nun yaptırdığı bir anket sonucunda, katılımcıların yüzde 56’sının zaman zaman, yüzde 26’sının ise sık sık çevre dostu ürün satın aldığı görüldü (6). Temmuz 2014’de revize edilen ve AB tarafından da desteklenen EU Ecolabel kıstasları çerçevesinde, geri kazanılmış hammadde (polyester, naylon vb.) kullanımı teşvik ediliyor. Tekstilde bir diğer önemli etiketlendirme sistemi olan GOTS da 2017’de revize edilen kıstaslarında geri kazanılmış hammadde kullanımını teşvik eden ifadelere yer verdi.
Küresel ölçekte önemli firmalardan olan Marks&Spencer, 2025’e kadar ürünlerinin en az yüzde 25’ini, yüzde 25 oranında geri kazanılmış (recycle) malzeme kullanarak üretmeyi hedefliyor. Levi’s, kullanılmış pantolonlarını toplayarak yalıtım malzemesi üretmekte ve 2020 yılına kadar bu tür pantolonlarından hammaddeleri geri kazanarak yeni pantolonlar üretmeyi planlıyor. H&M, yüzde 20 oranında geri kazanılmış hammadde kullanarak giysi üretiyor ve gelecekte bu oranı yüzde 100’e çıkarmayı amaçlıyor. Bu tür örnekler çoğaltılabilir.
Görüldüğü gibi, mevcut uygulamalara ek olarak yakın gelecekte ürün geri kazanımı ve çevre dostu üretimle ilgili hem Türkiye’de hem de dünya pazarlarında yeni uygulamalar gerçekleşecek. Bu uygulamalara hızlı uyum gösteren firmalar önemli avantajlar elde edecek.

Türkiye hızlı davranmalı
Dünya tekstil ticaretinde yüzde 80 civarında payı olan küresel ölçekte firmalar, en azından mevcut durumlarını koruyabilmek için bu değişime hızla ayak uyduruyor ve değişimi de yönlendiriyor. Bu firmaların önemli bir bölümünün oluşturduğu Sustainable Apparel Coalition (Sürdürülebilir Giysi Koalisyonu-SAC), Zero Discharge of Hazardous Chemicals (Zehirli Atıkların Sıfır Deşarjı-ZDHC) gibi gruplar, Türkiye’nin de içinde yer aldığı tedarik zincirinde bulunan ülke ve firmalara çeşitli çevresel kıstaslar getiriyor. Bu kıstaslar önümüzdeki yıllarda artarak devam edecek.
Bu kapsamda Çin, 2016’nın sonunda çok önemli bir hamle yaptı; Çin’deki tekstille ilgili tüm endüstrileri temsil eden Çin Ulusal Tekstil ve Giysi Konseyi (CNTAC), ZDHC ile tekstil üretiminde kullanılan kimyasalların yönetimine yönelik geniş kapsamlı bir işbirliği sözleşmesi imzaladı. Bu durum Çin’deki firmalara büyük bir avantaj sağlarken, aynı grubun tedarik zincirinde yer alan Türkiye gibi ülkeler için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Türkiye’nin de hızlı bir şekilde, sürece uyum sağlaması hayati önem taşıyor.
Çevresel konular, ayrıca, sosyal haklar ile de içi içe geçiyor. Çevresel etiket ve sertifikaların kıstaslarına bakıldığında, özellikle son birkaç yılda, çalışan hakları ile ilgili önemli maddeler konulduğunu görüyoruz. Türkiye çalışan hakları ve çocuk işçi çalıştırma konusunda genel olarak olumsuz bir imaja sahip değil iken, son aylarda yabancı yayınlarda Türkiye’de tekstil sektöründe Suriyeli çocuk işçilerin çalıştırıldığına dair haberler çıktığını görüyoruz. Özbekistan’da pamuk tarlalarında çocuk işçi çalıştırılması gerekçesinden hareketle Özbekistan pamuklarının kullanılmamasına yönelik kampanyaları hatırlayarak, bu konuda da Türkiye’nin çok hızlı ve acil önlemler alması gerekiyor.
Sürdürülebilir üretim, döngüsel ekonomi ve benzeri kavramlar, Türkiye’nin en önemli ticari ortaklarının yer aldığı Avrupa ülkelerinde ve Kuzey Amerika’da diğer ülkelere kıyasla daha fazla önemseniyor. Türkiye, coğrafi yakınlık avantajını da kullanarak, bu sürece ne kadar hızlı uyum sağlarsa, bu sürecin getirdiği imkânlardan o ölçüde daha fazla faydalanabilecek; uyumda gecikme ise ciddi maddi kayıplara yol açabilecektir. Türk tekstil sektörü bu sürece uyum sağlayabilecek kapasiteye sahip, önemli olan devletin de desteği ile hızlı bir şekilde, doğru adımların atılması.

KAYNAKLAR
1. http://eur-lex.europa.eu/resource.html?uri=cellar:8a8ef5e8-99a0-11e5-b3b7-01aa75ed71a1.0012.02/DOC_1&format=PDF
2. http://www.ecooutfitters.co.uk/blog/fast-fashion-the-destruction-of-developing-countries/
3. https://recycle.com/textile-recycling
4. Clare HUSSEY, Pammi SINHA and Fiona KELDAY, Responsible Design: Re-Using/Recycling Of Clothing, 8th European Academy Of Design Conference - 1st, 2nd & 3rd April 2009, The Robert Gordon University, Aberdeen, Scotland.
5. Şule Altun, Prediction of textile waste profile and recycling opportunities in Turkey, Fibers and Textiles in Eastern Europe, 2012; 20, 5(94): 16-20.
6. http://ec.europa.eu/commfrontoffice/publicopinion/flash/fl_367_en.pdf.