Davos’un ardından…

İsviçre’nin Davos kasabası bir kez daha dünyanın en önemli ekonomik buluşmalarından birine ev sahipliği yaptı.

Zirvede, zihinleri meşgul eden en önemli sorulardan biri, kuşkusuz yeni ABD yönetiminin izleyeceği politikalardı. İlk kez bir Çin Devlet Başkanı’nın da boy gösterdiği zirvede ortak kanı, dünyanın Soğuk Savaş’tan bu yana görülmemiş bir jeopolitik değişim geçirdiği oldu.

Dünya Ekonomik Forumu’nun 47’nci yıllık toplantısı, 17-20 Ocak tarihleri arasında Davos’ta gerçekleşti. ‘Duyarlı ve Sorumlu Liderlik’ ana temasıyla düzenlenen toplantılarda, resmi program kapsamında 400’ün üzerinde oturum düzenlendi. Bu toplantılarda popülizmin yükselişinden küresel ekonomik görünüme kadar pek çok konu masaya yatırıldı. Zirveden geriye kalanları kısa kısa aktaralım.

Çin için farklı bir liderlik rolü
Bu sene Xi Jinping Davos’a katılan ilk Çin devlet başkanı oldu. Kendisine ayrıca, Çin’den şimdiye kadar Davos’a katılan en kalabalık heyet eşlik etti. Xi Jinping burada yaptığı konuşmada ekonomik küreselleşmeyi savundu ve bunun Batı’daki ters etkilerine rağmen insanların yaşamını olumlu yönde değiştirme gücü olduğunu belirtti. Ülkenin en başarılı girişimcilerinden ve Alibaba Group’un kurucusu Jack Ma dahil olmak üzere diğer Çinli liderler de toplantılarda aynı mesajı tekrarladı.

ABD’de Trump devri
ABD Başkanı Donald Trump’ın göreve gelmesinin ardından, yeni yönetimin hem ABD hem de dünya için ne ifade ettiği hususunda henüz birçok belirsizlik mevcut. ABD’nin eski Başkan Yardımcısı Joe Biden, yeni yönetim ne getirirse getirsin, uluslararası topluluğun önemli bir karar alması gerektiğini belirtti: “Bizleri bir arada tutan bağları kuvvetlendirecek miyiz, yoksa baskı altında dağılacak mıyız, bu tercihlerin her bir ülke için yapılması gerekiyor.”

Avrupa nereye gidiyor?
İngiltere Başbakanı Theresa May de ülkesinin Brexit planlarını anlatmak üzere Davos’taydı. İngiltere’nin hâlâ hizmete hazır olduğu konusunda güvence vermesine rağmen, finans dünyası liderleri ikna olmuş görünmediler ve gazetecilere Londra ofislerini küçültme planlarını anlattılar.
Avrupa projesi ile ilgili olarak, geleceği henüz belirsiz olmakla beraber, liderler eleştirilere karşı savunma yapmak üzere sahneye çıktılar. Ulusal hükümetlerin günah keçisi aramayı bırakıp Avrupa Birliği’ni kurtarmak için bir araya gelmeleri gerektiğini savundular.

Yeni bir dünya düzeni
Toplantılarda ortaya konulan genel kanı, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana görülmemiş bir jeopolitik değişim yaşanmakta olduğu; tek kutuplu ve tek süper gücü olan bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geçildiği yönündeydi.

2017’de dikkat edilmesi gereken 10 ekonomik risk
IHS Markit Baş Ekonomisti Nariman Behravesh’in Dünya Ekonomik Forumu için hazırladığı analizde, küresel ekonomik büyümenin 2016 yılındaki yüzde 2.4’ten, 2017’de yüzde 2.8’e ve 2018’de de yüzde 3.1’e yükseleceği öngörülüyor. Bununla beraber, siyaset ve politika alanındaki büyük belirsizlikler ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyebilecek. Analizdeki sürece dair öngörüler ve dikkat çekilen 10 risk şöyle:
• ABD ekonomisi daha hızlı büyüyecek. Yeni yılda, çok daha az stok kullanımı ve enerji sektörü sermaye harcamalarının tekrar yükselmesi büyüme oranını 2016’daki yüzde 1.6’dan 2017’de yüzde 2.3’e çıkaracak. Ayrıca, muhtemelen gelecek yıl uygulanacak olan altyapı harcamaları ve vergi kesintileri ile büyüme oranı 2018’de yüzde 2.6’ya ulaşacak. Seçimlerden hemen sonra tekrar yükselen tüketici güveni ve iş dünyasının güveni, ekonomik büyüme arttıkça daha da güçlenecek. Olumsuz olarak ise hem faiz oranları hem de dolardaki yükseliş canlanmanın olumlu etkilerinin bazılarını azaltacak.
• Avrupa’nın ekonomik büyüme hızı, öncelikle Brexit ve siyasi belirsizlikler nedeniyle biraz yavaşlayacak. Çekişmeli bir Brexit, İtalya’daki referandum yenilgisinin etkileri, Fransa, Almanya ve Hollanda’da yaklaşan seçimler büyüme oranını olumsuz yönde etkileyebilir. Özellikle İtalya’daki siyasi karışıklık bankacılık sektöründe bir krize zemin hazırlayabilir. Daha zayıf Euro ihracat artışına katkı sağlayacak ve enflasyon oranını artıracaktır. IHS Markit, bu çelişkili etkiler sebebiyle Euro alanında ekonomik büyümenin 2016’daki yüzde 1.7’den 2017’de yüzde 1.4’e gerileyeceğini tahmin ediyor.
• Japon ekonomisinde, zayıf yen nedeniyle bir miktar hareketlenme görülecek. Son yıllarda, Japon ekonomisi zorluklarla mücadele etti. İleriye dönük olarak, daha zayıf yen ihracatın artmasına ve ekonominin deflasyondan çıkmasına yardım edecektir. Trans Pasifik Ortaklığı (TPP) anlaşmasından vazgeçilmesi, Japonya’da yapısal reformlar yapılması şansını azaltacak. Diğer taraftan, Japonya parlamentosundan Ekim ayında geçen mali paket, rahatlama ve daha fazla altyapı harcaması sağlayacaktır. Her şey hesaba katıldığında, IHS Markit Japonya’da ekonomik büyümenin 2017’de ve 2018’de yüzde 1.0 civarında stabilize olacağını öngörüyor.
• Çin’in büyümesi ise inşaat sektöründeki yavaşlamaya bağlı olarak yavaşlayacak. Reel GSYH 2016’daki yüzde 6.7’den 2017’de yüzde 6.4’e gerileyecek. Çin ayrıca sermaye kaçışı nedeniyle de diğer bir zorlukla karşı karşıya. Yabancı para rezervi son beş yılın en düşük seviyesinde. Buna karşılık, hükümet bazı sermaye kontrolleri uygulamaya başladı.
• Yeni gelişmekte olan piyasaların durumu, son zamanlardaki finansal piyasa baskılarına rağmen düzelecek. ABD’de ve dünyada kısmen daha güçlü ilerleme ve yükselen emtia fiyatları ile yeni gelişmekte olan piyasaların durumu gelecek sene daha iyileşebilir. Ancak, sermaye kaçışı ve değer kaybeden para birimleri bazı merkez bankaları için sorun yaratacaktır. Daha fazla sermaye kaçışını önlemek için, merkez bankalarının daha kısıtlayıcı politikalar uygulaması gerekecek. Son yıllarda, yeni gelişmekte olan ülkelerde dolar cinsinden borç tutarı hızla yükseldi ve yaklaşık 3.5 trilyon dolara ulaştı. Doların değeri arttıkça, bu borçların yükü de artacak. Olumlu gelişme ise yeni gelişmekte olan piyasaların çoğunda, son birkaç yıl içerisinde ekonomik temellerin, yani cari hesap açığının düzelmekte olması.
• Emtia fiyatlarında artış eğilimi devam edecek. Talepte kademeli bir iyileşme ve tedarikte ise daha fazla kısıtlama emtia fiyatlarının gelecek yıl artmaya devam edeceği anlamına geliyor. 2016’nın Ocak-Eylül döneminde emtia fiyatları yüzde 40’ın üzerinde artış gösterdi, Kasım başına kadar biraz geriledi ve ABD seçimlerinden sonra yükseldi.
• Enflasyon oranları dünyanın birçok ülkesinde artış gösterecek. Dünya ekonomisi, deflasyon korkusu yaşanan birçok yılın ardından, enflasyon artışı eşiğinde bulunuyor. ABD ekonomisinde tam istihdam ile ücret enflasyonu artmaya başlayacak. Emtia fiyatlarındaki artış ile birlikte bu durum daha hızlı bir fiyat enflasyonuna dönüşecek (gelecek 2-3 yılda yüzde 2’yi aşacak). Benzer bir artış eğilimi, dünyanın diğer birçok ülkesinde de belirgin.
• ABD’de faiz oranları yükselmeye devam edecek ve bazı yeni gelişmekte olan ülkelerdeki faiz oranlarını da yukarı çekecek. ABD’de büyüme ve enflasyonda artış beklentisi ile ABD Merkez Bankası faizleri 2017’de en az üç defa artıracak. Bu durum daha şimdiden, bazı yeni gelişmekte olan ülkelerin merkez bankalarını, faiz oranlarını yükseltmeye zorladı. İngiltere Merkez Bankası ve Avrupa Merkez Bankası ABD’de yükselen faiz oranlarının ve Atlantik’in her iki kesimindeki siyasi belirsizliklerin küresel finans sisteminde ve bilhassa yeni gelişmekte olan ülkelerde ve Avrupa’da mevcut hassasiyetleri artırabileceği uyarısında bulundu.
• ABD doları daha fazla değerlenecek. Kasım sonunda dolar yen’e karşı son sekiz ayın en yüksek değerine ulaştı ve Euro’ya karşı ise son 20 ayın en yüksek seviyesine çıktı. Yeni gelişmekte olan ülkelerin para birimleri de olumsuz etkilendi. Asya’da döviz kurları yüzde 2 ve yüzde 7 arasında düştü.
• Belirsizlik arttı, ancak durgunluk riski düşük seviyede. IHS Markit’e göre, 2017’de ABD’de veya dünyada durgunluk riski yüzde 25’ten fazla değil. Maalesef, siyaset ve politika alanındaki belirsizlikler ve riskler bir yıl öncesine göre daha fazla. ABD’de ve Avrupa’da küreselleşme karşıtı hareketlerin artışı ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyecek politikalar ile sonuçlanabilir.