Değişen koşullar ve yeni fırsatlar



2017 yılı ülkemiz dâhil, Avrupa genelinde seçimlere sahne oluyor. Geçen sene sonunda ABD’deki seçimin galibi Donald Trump ile tanık olduğumuz gelişmiş ülkelerdeki korumacı siyasi yönelim, siyasilerin politik söylemlerine de yansımakta. Bu tepkisel yapıda gerçekleşen hem ticari hem de sosyal strateji değişiklikleri ufukta birçok belirsizliğin görülmesine yol açıyor.
Başkan Trump, görevindeki ilk gününde ülkenin Trans Pasifik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı’ndan (TPP) çekileceğini söylemişti. Ayrıca, Trump’ın ABD’nin en büyük tedarikçilerinden Çin ve Meksika’ya yüksek gümrük vergisi uygulama planı, Trans-Atlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı’ndan (TTIP) geri çekilme düşüncesi ve NAFTA ülkeleri ile yıllardır devam eden Serbest Ticaret Anlaşması’nı (STA) rafa kaldırma isteği gerçekleşirse, bunların dünya ticaretine çok ciddi etkileri olacaktır.
Bu durumun analizini kendi ülkemiz ve sektörümüz için yaparsak, olumsuz koşullara karşın bazı çıkış noktaları bulabiliriz. Tekstil ve hazır giyim sektörümüz bu durumun neresinde olacak, bunu iyi analiz etmemiz gerekiyor. Ülkemizde en büyük dış ticaret fazlası veren, katma değer yaratan, istihdam dostu tekstil ve hazır giyim sanayimiz, hâlihazırda Çin, Hindistan, Bangladeş, Vietnam gibi ülkelerin ucuz üretim maliyetlerine karşı kaliteli üretim yapma becerisiyle dünyada söz sahibi olmaya devam ediyor. Öte yandan, yüksek yatırım bütçeleriyle, Ar-Ge, inovasyon, tasarım ve imalatta ileri teknolojiler kullanan gelişmiş ülkelerin üretim gamına ulaşmaya çalışıyor. 
Tüm bu değişen koşullar, daralan pazarlar Türk tekstil ve hazır giyim sektöründeki sanayicilerimizi ve işbirliği içinde olduğumuz bakanlıkların ortak iki noktada buluşmalarını elzem kılıyor; kurulu sanayimizin rekabet gücünü muhafaza etmek ve de mevcut ihracat pazarlarımızı koruyup,  yenilerinin açılmasını sağlayacak stratejiler geliştirmek.
Bu bağlamda, 100 milyar doların üzerinde ithalatı ile tekstil ve hazır giyim sektöründe dünyanın en büyük ikinci pazarı olan ABD de, ihracatçılarımız için önemli bir hedef haline gelmiş durumda. Sektörümüz, dünyanın altıncı en büyük tedarikçisi olmasına rağmen, bu pazardan sadece yüzde 1’lik bir pay almaktadır. Yüksek vergiler ile korunan bu pazara girmek için sektörümüzün farklı yöntemlere ihtiyacı vardır.
ABD’nin toplu halde yapılacak ticari anlaşmalar yerine, ülkeler ile birebir ticaret anlaşmaları yapmayı doğru bulduğu bir döneme girdik. Trump’ın açıklamalarından, dünya konjonktürünün biçimlendirdiği şekliyle Türkiye ile ilişkilerin boyut kazanmasının söz konusu olacağını anlıyoruz. Böyle bir ortamda ABD pazarına girmenin ve sürdürülebilir ticaret yapabilmenin yollarından QIZ (Nitelikli Sanayi Bölgeleri) sistemini önemle ele almalıyız.   ABD’ye yapılacak ihracatta gümrük vergilerini sıfırlayacak QIZ, bugüne kadar Ürdün ve Mısır’da uygulanmış, sonucunda bu ülkelerin ihracatında önemli gelişmeler yaşanmıştır.
Bahsi geçen ticaret sistemini oluştururken, ABD pazarına ihracat yapmanın olmazsa olmaz koşullarından, büyük ölçekte üretim becerisi ve yenilikçi ürün çeşitliğine de gitmemiz gerekiyor. Özel sektör, yeni maliyetler getirecek bu yapısal değişiklikler için adımlar atarken, devletimizin de bu önemli pazara girmeye çalışan firmalarımıza yönelik, yeni yardım ve teşvik kalemleriyle, öncelik yaratması son derece yaralı olacaktır.

Muharrem Kayhan
Yönetim Kurulu Başkanı